Sayfa 12/13 İlkİlk ... 210111213 SonSon
99 sonuçtan 89 ile 96 arası

Konu: dini sohbet

  1. #89
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,699
    Tecrübe Puanı
    14
    ÇOK KIYMETLİ NASİHATLER



    Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
    Fırsat ganimettir. Ömrün tamamını faydasız işlerle telef etmemeli, Hak teâlânın rızasına uygun şeylere harcamalı! Beş vakit namazı, tadil-i erkan ile ve cemaat ile kılmalı, teheccüd namazını elden kaçırmamalı, seher vakitlerini istiğfarsız geçirmemeli, gaflet uykusuna dalmamalı, ölümü düşünmeli, ahiret hallerini gözetmeli, fani dünyanın haram olan işlerinden yüz çevirip, baki olan ahiret işlerine dönmeli. Dünya işleri ile zaruret miktarı uğraşmalı, diğer vakitlerde, ahireti imar etmekle meşgul olmalıdır. Sözün kısası, Allah’tan gayrı şeylerin sevgisinden korunmalı ve bedeni dinin hükümlerine uymakla süslemeli, onunla meşgul olmalıdır. İş budur, bundan gayrısı hiçtir.

    Abdül Kuddüs hazretleri de buyuruyor ki:
    Vaktin kıymetini bil! Gece gündüz ilim öğrenmeye çalış! Her zaman abdestli bulun! Beş vakit namazı, sünnetleri ile ve tadil-i erkan ile, huzur ve huşu ile kılmaya çalış! Bunları yapınca, dünyada ve ahirette, sayısız nimetlere kavuşursun. İlim öğrenmek, ibadet içindir. Kıyamette, işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de, ihlas elde etmek içindir. İhlas da, hakiki mabud ve kayıtsız, şartsız var olan sevgiliyi [Allahü teâlâyı] sevmek içindir.

    İbrahim-i Edhem hazretleri buyuruyor ki:
    1- Günah işleyeceksen, Allah’ın verdiği rızkı yeme! Rızkını yiyip de, Ona isyan edilir mi?
    2- Günah işleyeceğin zaman, mülkünden çık! Onun mülkünde Ona isyan edilir mi?
    3- Günah işlerken Onun görmediği bir yerde işle! Onun mülkünde, rızkını yiyip, gördüğü yerde günah işlenir mi?
    4- Can alıcı melek, ruhunu almaya gelince, bir müddet izin isteyebilir veya o meleği kovabilir misin? O zaman hemen tevbe et! Çünkü o melek ani gelir.
    5- Mezarda, melekler, sual sorunca, (beni imtihan etmeyin) diyerek onları kovabilir misin? Öyle ise, şimdiden onlara cevap hazırla!
    6- Kıyamette (Günahkârlar Cehenneme… dendiği zaman, ben gitmem diyebilir misin?

    Allahü teâlâ, (Ey kullarım! Benden isteyin! Kabul eder, veririm) buyuruyor. Ama verilmeyenler de oluyor. Çünkü Ona dua eder, ama itaat etmezler. Peygamberini tanır, Ona uymazlar. Kur'anı okur, gösterdiği yolda gitmezler. Nimetlerinden faydalanır ama şükretmezler. Cennetin, ibadet edenler için olduğunu bilir, hazırlıkta bulunmazlar. Cehennemi, asiler için yarattığını bilir, ondan sakınmazlar. Ecdadının ne olduklarını görür, ibret almazlar. Kendi ayıplarına bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırlar. Böyle kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına şükretsin! Dualarının neticesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Ölmek felaket değil, öldükten sonra başa gelecekleri düşünmemek felakettir. Mezhepsizlik ilhaddır. Ehl-i sünnet âlimlerine uyanlara müjdeler olsun.

    İmam-ı Rabbani hazretleri yine buyuruyor ki:
    Bu zamanınız fırsattır. Fırsat da, büyük nimettir. Sıhhat ile ve üzüntüsüz geçen vakitler, bulunmaz ganimettir. Her saati Allahü teâlâyı zikretmek ile geçirmelidir. Resulullahın bildirdiğine uygun olan her iş, hatta alış-veriş bile zikir olur. O halde, her hareketin, her duruşun, Resulullahın bildirdiğine uygun olması gerekir. Böylece, hepsi zikir olur. Zikir demek, gafletten uzaklaşmak, yani, Allahü teâlâyı hatırlamaktır. İnsan her hareketinde, her işinde, Allahü teâlanın emrini ve yasağını gözetince, emir ve yasakların sahibini unutmaktan kurtulur ve daima zikretmiş olur.
    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
    (Yemeği Allah’ın zikri ile [İbadet ederek ve Allah yolunda çalışarak] eritin. Yer yemez yatmayın; kalbiniz katılaşır.) [Ebu Nuaym]

    Haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçarak helal kazanmalıdır. Ahir zamanda bunlara dikkat eden az bulunur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:


    (Ahir zamanda, helal para ile kendisine itimat edilen arkadaş az bulunur.) [İ. Asakir]

    Dine hizmet çok sevaptır. Bunu herkes gücü nispetinde yapar. Öğrendiği güzel bir sözü başkasına duyurmak bile sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Duyduğu hak sözü, bir müslüman kardeşine söylemek ne güzel hediyedir.) [Taberani]

    (Allah indinde en iyi kul, insanlara en çok nasihat edendir.) [İ. Ahmed]


  2. #90
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,699
    Tecrübe Puanı
    14
    Birbirinizle Çekişmeyin

    Mahmut Sami Ramazanoğlu (k.s)

    Allahu Teâlâ Hazretleri Enfâl Sûresinde “Allah’tan korkun ve birbirinizin arasını düzeltin” buyuruyor. Yani Allah’tan korkun ve Allah’ın gazabına sebep olacak tartışmalardan, anlaşmazlıklardan sakınarak aranızdaki hoşnutsuzlukları giderin. Müminler birbirlerine muhalefet ettikleri takdirde elbette ki, aralarında anlaşmazlık ve mücadele ortaya çıkacak ve birlikteliklik amacı yok olacaktır.
    Hak Teâlâ Hazretleri yine Enfâl Sûresinde “Birbirinizle çekişmeyin! Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabredin.” buyurmaktadır.
    Allahu Teâlâ mü’minlerin kendi aralarında çekişmelerini ve birbirleriyle ihtilafa düşmelerini yasaklamakta, böyle bir tehlike baş gösterdiğinde ortaya çıkacak iki sonucu da bizlere bildirmektedir:
    1- Bu halin başarısızlık, zaaf, soğukluk ve korku meydana getirmesi,
    2- Bu yüzden kuvvet ve azametin, kudret ve sebatın elden gitmesi.
    Şu halde, ancak kalpler ve gayeler birleştiği zaman başarı ve selamete ulaşılır, dilekler tam anlamıyla gerçekleşir.
    İşte bunun içindir ki, Hak Teâlâ Hazretleri insanların günde beş defa mescitlerde bir araya gelmelerini ve haftada bir defa camide toplanmalarını, senede iki defa bayram münasebeti ile bir yerde toplanmalarını ve ömürlerinde bir defa da hac vesilesiyle bütün beldelerden gelip Beytullah’ın etrafında birleşip Arafat’ta hep birlikte vakfeye durmalarını emretmiştir.
    Hak Teâlâ Hazretleri yarattıklarını, nezih şeriata tabi olmak, onun kanunlarını ve din kardeşliğinin içerdiği hakikatleri korumak, söz ve kalp birliği ile Muhammed ümmetinin bütün fertlerinin haklarını güven altına almak suretiyle Kendisinin bilinmesi, ubudiyyetin gerçekleşmesi ve rububiyyet haklarının yerine getirilmesi için yaratmıştır.
    Birbiriyle yardımlaşmak ve anlaşıp birleşmekteki asıl gaye de budur. Bunun içindir ki Hak Teâlâ Hazretleri mü’minlere “İyilik ve takvada yardımlaşın, fenalık ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” buyurmuştur.
    Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde “Birbirinize haset etmeyin, birbirinize helâke sürüklemeyin, birbirinize buğzetmeyin, kardeşçe Allah’a kul olun!” buyurmuştur.
    Hak Teâlâ Hazretleri bir âyet-i kerîmesinde “Onlar Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı da dosdoğru kılarlar. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar. Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.” buyuruyor

    alıntı


  3. #91
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,699
    Tecrübe Puanı
    14
    Dost
    Genç adamın biri,
    Dermiş babasına her gün;
    Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'
    Baba, itiraz eder,
    Olmaz öyle çok dost, hakikisi
    Belki bir, belki ikİ
    Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
    Devam eder durur konuşma...
    Aralarında başlar bir tartışma,
    Karar verirler bir sınava,
    Dostun hakikisini anlamaya...
    Bir akşam bir koyun keserler,
    Ve koyarlar çuvala.
    Baba der ki oğluna,
    'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.
    Çuvaldan kanlar damlamakta,
    Sanki öldürmüşler de bir adamı,
    Koymuşlar çuvala,
    Dıştan böyle sanılmakta.
    Delikanlı sırtlar çuvalı,
    Gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı.
    O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı, Kapar hızla kapıyı
    delikanlının suratına, Almaz içeri arkadaşını, Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
    Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.
    Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır. evlat geriye döner.
    Ama içten yıkılır...
    Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der.
    Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
    Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.
    Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.
    Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
    Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
    Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.
    O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
    Geçerler arka bahçeye.
    Bir çukur kazarlar birlikte,
    Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
    Üzerine de serpiştirirler toprak.
    Belli olmasın diye dikerler sarımsak...
    Genç adam gelir babasına;
    'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca, Babası; 'daha erken, o belli
    olmaz daha.
    Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
    Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, işte o zaman anlaşılacak,
    dostun hakikisi.
    Sonra gel olanları anlat bana...'
    Genç adam, aynen yapar babasının dediğini, Maksadı anlamaktır dostun
    hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!
    Der ki tokadı yiyen DOST;
    'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını Böyle iki tokada'!
    Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...
    Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı...
    Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı...
    Dost dediğin;
    Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli.
    Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli, Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
    Ama hepsinden daha çok;
    Dost matematiksel olmali;
    Sevinci çarpmalı...
    Üzüntüyü bölmeli...
    Geçmişi çıkarmalı...
    Yarını toplamalıi...
    Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
    Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
    İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...


  4. #92
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,699
    Tecrübe Puanı
    14
    BANA ÖĞÜT VERİN


    İbrahim bin Edhem anlatıyor:

    Bir zaman Beyt–i Makdis‘e gitmek için yola çıktım.

    Yolda giderken yedi kişiye rastladım, onlara selâm verdim:

    “Selâmünaleyküm, bana öğüt verir misiniz? Allah yardımcınız olsun.“ dedim.


    İçlerinden biri bana dedi ki:

    “Allah‘tan başka kimseden korkma, O‘nun dışında kimseden bir şey umma ve bekleme.“

    Ben onlara:

    “Benim ilmimi artıracak bir şeyler söyleyin, Rabbim size merhamet eylesin.“

    dedim. İçlerinden biri bana dedi ki:

    “Allah‘ı seveni sev, Allah‘ı sevmeyeni sevme.“ Bunun üzerine ben onlara:

    “Bana başka öğütler de verin.“ dedim. İçlerinden başka biri:

    “Dua et. Yalnız kaldığın zamanlar içten yalvar, yakar, ağla ve titre. Allah‘a karşı zelil ol, ne şartta olursan ol, O‘ndan kork.“ dedi. Ben tekrar onlara:

    “Bana öğüt verin.“ dedim. Yine içlerinden biri:

    “Allah‘ım, şu bize takılıp kalan ve bizi senden alıkoyan adamla aramızı ayır.“

    dedi. Bunu söyledikten sonra, yedisi birden ortadan kayboldu. Onların ne yana gittiklerini anlayamadım ve bir daha da onları görmedim.

    İbrahim bin Edhem buyurdu ki:

    “Kibirlenmeyin! Mağrur olmayın. Yaptıklarınızla övünmeyin. Üstünüzdekilere değil, altınızdakilere bakınız. Kalpleriniz Allah sevgisiyle dolsun. Bedenleriniz Allah‘a itaatle yoğrulsun. Allah‘tan utanınız. Dilleriniz Allah‘ı ansın. Gözlerinizi harama dikmeyiniz.“


  5. #93
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,699
    Tecrübe Puanı
    14
    ÖNEMLİ OLAN NE?

    Bir gün, Ebu Said Ebü‘l-Hayr Hz.lerine sordular:

    - Falanca kimse, keramet olarak su üstünde yürüyor, buna ne dersiniz?

    Ebu Said cevaben:

    - Bunun kıymeti yoktur. Ördek ve kurbağa da suda yüzer, dedi.

    - Filan adam, havada uçuyor, dediler. Ona da:

    - Sinek ve çaylak ta havada uçuyor, cevabını verdi.

    - Filan kimse, bir anda bir şehirden bir şehire gidiyor, denilince:

    - Şeytan da bir solukta, şarktan garba gidiyor. Böyle şeylerin dinimizde önemi yoktur, karşılığını verdi.

    - Dinimizde önemli olan nedir öyleyse? diye sorulunca:

    - Önemli olan, herkesin arasında bulunmak; hayatın gerektirdiklerini yapmak; fakat bütün bunları yaparken, bir an bile Rabbini unutmamaktır, buyurdu


  6. #94
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,699
    Tecrübe Puanı
    14
    İMAM GAZALİDEN



    Ey oğul!

    1. Sofraya oturmadan önce ellerini yıka.

    2. Sağ dizini dikip sol dizinin üzerine otur.

    3. Tabağın ortasından değil, kendi önünden ye.

    4. Sofrada sağa sola eğilerek yanındakileri rahatsız etme.

    5. Ağzında lokma varken konuşma.

    6. Ağzındaki lokmayı kimseye gösterme.

    7. Etrafına çok bakma.

    8. Ekmeği ısırıp yemeğe batırma.

    9. Vücudunun rahatını istersen az ye ve az iç.

    10. Sofradan kalkınca da az su iç.

    11. Cemaat içinde sümkürüp tükürme.

    12. Su içerken acele ile bardağı dikerek, hort hort içme. Vücuda zarardır. Yavaş yavaş arada nefes alarak iç.

    13. Ayakta su içme. Sıhhate zarardır.

    14. Bir kimse su isterken sen de isteme.

    15. Terli iken su içme.

    16. Gece uyanıp su içmek doğru değildir.

    17. Eğer çok susamışsan önce ağzını çalkala, sonra az iç.

    Çarşı pazarda şunlara dikkat et

    Ey oğul!

    1. Çarşı pazarda yürürken kimseye omuz vurma, incitme.

    2. Kimse ile alay etme.

    3. Meydanda yere sümkürme ve tükürme.

    4. Elle çekişip kavga etme.

    5. Sattığı şeyi geri getirirlerse al.

    6. Yalan söyleme

    7. Kimseyi aldatma.

    8. Dükkânını erken aç, geç kapa ve kaparken Besmele çek ve "La havle velâ kuvvete illâ billahi"l-aliyyilazîm"i oku.

    9. Halkla tatlı konuş.

    10. Yenecek birşey alırken sahibinin izni olmadan alıp tatma.

    11. Aldığın yiyeceği evine açıktan götürme. "O nedir?" diyene tattır.



    Arkadaşlık hukukuna riayet et

    Ey oğul!

    Bir kimseyle yol arkadaşlığı yaparsan onun ayağınca yürü, hızlı yürüme.

    Öteye beriye sapma.

    Yol arkadaşını bırakıp da bir tarafa savuşma. Bir işle meşgul olup da bekletme.

    Arkadaşlık hakkını ve onun alışkanlıklarını gözet ki, senden hoşnut olsun.

    Ondan ayrılacağın vakit helâlleşip veda et ve elini sık.



    Hasta ziyaretine git

    Ey oğul!

    Hastanın halini hatırını sormak görgü kuralıdır.

    Hastayı ziyaret ettiğin zaman odasına habersiz girme.

    İçeri girerken selâm ver, hastanın sağ yanına oturup elini okşa. "Neren ağrıyor, hastalığın nedir, şimdi nasılsın?" diye sor. "İnşâallah geçer" diye teselli et ve ümitlendir.

    Hastanın yanında çok oturma.

    İhtiyacı varsa elinden geldiği kadar yardım et.

    Eğer hasta ağır ve kendini bilmiyor veya doktor, kimse ile görüşmesini yasaklamışsa odasına girme, ev halkından haber al veya bir adam gönderip sordur:

    Hasta ziyareti insanî bir vazife olduğu gibi, sünnettir ve sevabı çoktur.



    Cenazeye katıl

    Ey oğul!

    Akrabandan, dostlarından veya memleketin ileri gelenlerinden biri vefat ederse cenazesine katıl.

    Cenaze sahibine, evlat ve akrabasına orada hazır bulunanlara selâm ver.

    Vefat eden fakir ise cenaze masraflarına yardım et. Cenazeyi yaya olarak takip, etmek sünnettir. Mazeretin yoksa mezara kadar yaya git.

    Cenazeye katılamıyorsan ailesine mektup yazarak başsağlığı bildir.

    Cenazede bulunmak ve cenaze namazını kılmak çok büyük sevaptır.


  7. #95
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,699
    Tecrübe Puanı
    14
    ZAHİRÎ ve BATINÎ HASTALIKLARDAN KURTULUŞ

    Yanımıza bir kişi gelmişti. Ne yazık ki o güzelim vücudunu harap etmiş, dünyası yıkılmış, Allah'ın rahmetinden bile ümidini kesecek hale gelmişti. Çakı gibi delikanlı, içtiği içkiden dolayı beli bükülmüş, göz çukurları açılmış, dili sarkmış, ağzının suyunu tutmaktan aciz kalmış; felçli bir kimse gibi dizlerinde derman kalmamıştı.
    Bu ne hal diye sorduğumda;
    "Sorma, içki beni bu hale soktu. Yuvamı dağıttı ve beni de böyle perişan etti. Benim için kurtuluş imkanı var mı?..
    Ver elini... Ya Rabbi ben pişmanım diyeceğim." demişti.
    İşte bu gencin hali öbür dünyadaki halinin görüntüsü, azabı da cehennem azabından bir parça olduğu anlaşılmaktadır.
    Bu dünyada vücud şehrini helak eden kişinin bu halinin görülmesi, öbür dünyada (cehennemde) ki halini görüyormuşsun gibi gözler önüne serilmesidir.
    İnsanın düzenini, rahatını, huzurunu bozan bütün kötülükler ki; zina, kumar, kötü ahlak içki ve haset, gıybet, buğz, kibir vs. hastalıklara müptela olan kimse de aynen içki içen kişinin durumu gibi öbür dünyadaki halini ortaya koyar.
    Hal böyle olunca o kişiye düşen, güzel bir nasuh tövbesi, Allah ve Resulü'nün emirlerine ittiba, yasaklarından kaçınmak ve sonraki hayatında, önceki yaşantısına dönmemesi için arkadaş çevresini değiştirmek ve Sadatdan ayrılmamasıyla o vücudu sıhhate kavuşturup rahat ve huzur bulmaktır.
    O zaman da, öbür dünyadaki huzuru ve rahatı, daha bu dünyadayken cennet nimetlerine kavuştuğunu görür gibi olursun...
    Yani manevi durumu iyi olsun, kötü olsun hali, batınından zahirine akseder açıkça görünür.
    Bizler de kendimizin helakına sebebiyet vermemek için nefsimizi heva ve hevesinden alıkoyup, aklın yardımıyla o nefsi Allah ve Resulüne yönelterek, Allah'ın gazabından muhafaza edip; rahmet ve bereketine nail olmaya çalışmalıyız.
    Bu can bize emanettir. Allah'ın bir fabrikasıdır. Bu canı Allah'ın istediği gibi emir ve yasaklarına göre düzenlemez, nefse her istediğini verir, heva ve hevesine göre hareket ettirirsek, tıpkı o sarhoşun vücudunu harab etmesi gibi, bu canı helak ederek azaba müstehak etmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. (Amin)
    Nasıl ki bir mühendis bir fabrika yapar ve o fabrikadan ancak o mühendis anlar; çalışmasını kontrolünü, bakımını, düzen ve tertibini sağlar.
    Fâbrika mühendisinin talimatı doğrultusunda, belirtilen kural ve kaidelere göre çalıştırılırsa, fabrikanın çalışması, üretimi ve sahibine yapacağı katkıyı göz ardı etmezsek, ne büyük bir servete ve kazanca sahip olacağı açıktır.
    O fabrikanın düzen ve tertibi o talimata göre olmaz da; rastgele düğmelere dokunma ve sağa sola çevirme, ihtiyaç olmaksızın, sık sık yıkama-yağlama yapmak şeklinde yapıldığı taktirde de makinalar arıza yapacak ve bir süre sonra üretim duracaktır. Neticede sahibinin de iflasına sebebiyet verecektir. Böylelikle hem fabrika hem de sahibi helak olacaktır...
    Evet; bu dünyada kendini helak eden kimsenin, öbür dünyada da helak olacağı ve neticede zarara uğrayanlardan olacağında da hiç şüphe yoktur.
    Kötü ve utanç verici bir olaya şahit oldum; bir adam -ismi bizde mahfuz- çok kumar oynuyordu, sonunda bütün servetini harcayıp bitirdi. Hatta hırslanıp ailesi üzerine de kumar oynamıştı. Bundan daha kötü akibet olur mu?
    Allah'u Zülcelal ayet-i kerimede:
    "Allah yolunda harcayın, kendinizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. Ve güzel hareket ediniz. Çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri sever" (Bakara:195) buyurmuştur.
    Bera İbn-i Azib ve Ubeyde tüs-Selemi (rhm) bu ayetin tefsirinde; "Elleriyle tehlikeye atmak" tan maksadın, "günah işlemek ve ümidi kesmek" olduğunu rivayet etmişlerdir.

    Ey müminler! Bunlara dikkat edin ve her hususta ihsan ile, iyilikle muamelede bulunun.Yaptığınızı güzel yapın. Sizden asıl istenen şey hasenattır, hayırlı işlerdir. Çünkü Allah'u Zülcelal muhsinleri, iyilik ve hayırlı işler yapanları sever.
    Bunun için harcamayı ve masrafı da en güzel şekilde yapın ve herhagi bir fenalığı en güzel bir şekilde ortadan kaldırın. Bu ayet, hadis ve misallerde olduğu gibi Allah'u Zülcelal'in yasak ettiği şeyleri yapan kimse, iki dünyada da hüsrana uğrayacaktır.
    O halde:

    Ey nefsim! Hangisini istersin? Helak olmayı mı, yoksa ebedi saadeti mi? Malını, canını, zamanını ve her şeyini, ebedi bir saadet karşılığında Allah'a satıp dünya ve ahirette huzur ve rahatı mı istersin? Yoksa her şeyini nefis, şeytan, heva ve hevesin doğrultusunda tüketip, kendini de tükettiğin için her iki dünyada da rezil olmayı mı? Elbette huzur ve saadeti istersin"
    "Öyleyse elinde olan fırsatları iyi değerlendirmeye ve salih ameller yapmaya çalışmalısın. Unutmamalısın ki geçici olan bu dünya hayatını ahiret için feda eden hüsrana uğramayacaktır."


  8. #96
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,699
    Tecrübe Puanı
    14
    Dostluk GüL'ü ..Uzatın Elinize Korkmayın...

    Güller, laleler, karanfiller bütün çiçekler solar. Çelik ve demir kırılır. Ama gerçek dostluk ne solar, ne kırılır...
    Nietzsche

    Bir gün evinizden çıkıp bir gül bahçesine girin, dokunun ellerinizle bir güle. Ama koparmayın sakın, yalnızca dokunun ve okşayın . Sevin, sadece sevin ve sevgisini tutup koyun gönlünüze.
    Dalında duran bir gülün nasıl buram buram hasret, aşk en önemlisi de dostluk koktuğunu göreceksiniz.

    Güllerin üzerindeki çiy damlalarına bakın! sevinç ve hasret gözyaşlarıdır onlar, dostluk gözyaşlarıdır. Sevdiği için dökülmüştür, dostu için. Sevgiyle okşadığınızda bakın nasıl özlemle yanar elleriniz, yüreğiniz nasıl da aşkla çarpar, sevgiyle tutuşur. Onu koparmaya varmaz eliniz. Kalbiniz titrer.

    Dokunun bir güle, koparmayın; sadece dokunun. Ne kadar katı olursanız olun, katı yüreğinizin nasıl yumuşadığını göreceksiniz. Sevginin, dostluğun sıcaklığı kalbinize nasıl dolduğunu hissedeceksiniz.

    Ve o an başınızı kaldırıp uçsuz, bucaksız gökyüzüne bakın, göğün mavisindeki ferahlığa. O an belki, sevdalı bir kuş gelip konacak saçlarınıza, ürpererek ve ürkerek gözlerinize bakacak. Avuçlarınızın içine alıp kalp atışlarını dinleyin. Salın sonra gökyüzündeki özgürlüğe ve derin bir nefes alın. Havada özgürce kanat çırpınışının güzelliğini doldurun içinize. Dostluğun, vefanın, sevginin, özgürlüğün eşsiz güzelliğini yaşayın.

    Gül verenin elinde gül kokusu kalır der bir Çin atasözü. Bende gül koklayanın yüreğinde gül kokusu kalır diyorum. Bir gül ancak bir dostun elinden verilince, iç bayıltıcı güzelliğini algılar ve anlarız. Buram buram kokladığımızda dostluğun ağırlığını hissederiz.

    Vefalı bir dostumuzu kaybettiğimizde yada ondan ayrıldığımızda nasıl da sancır yüreğimiz, gecelerce uykusuz kalır gözyaşı dökeriz. Sevgimizin, dostluğumuzun ölçüsünü ancak o zaman anlarız, ama ne yazık ki, bazen iş işten geçmiş olur. Çünkü geç kalmışızdır.

    Bilir misiniz? nice köklü dostluklar, ayrılık tokatını beklermiş, anlaşılmak için?. İnsan bazen dostluğun önemini, değerini ve bir dostunu ne kadar çok sevdiğini ancak iş işten geçince anlar.

    Balıklar engin denizde suyun kıymetini ancak ondan uzak kalınca farkına varır ab-ı hayatın ne olduğunun.

    Dostluklar öylesine güzel, öylesine derin, anlamlı, incelikli, içtenlikli ki; bir güneş kadar sıcak, toprak gibi vefalı, su gibi temizdir.

    Vefanın, dilin, duygunun, yüreğin el ele, yüz yüze, iç içe girdiği, gönül gönüle birleştiği, bir gül bahçesinin güneşlenmesidir dostluk. Fırtınalarda, boranda yüreğimizin ısınmasıdır. İşte o nedenle, her şeye rağmen sizinde bir dostluk gülünüz olsun yüreğinizde...

    Her şeye rağmen, yaşamak şey güzel yine de. Önemli olan kimseyi düşürmeden, düşmeden, tutunabilmemiz hayatın bir yerlerine. İnsanların biribirini seviyor olması, dostluk kurması ne güzel. Ne güzel karların yağması, karların erimesi, uçuşması kelebeklerin, açması çiçeklerin her bahar ne güzel. Yüreğimizin çarpması sevgiyle, dostlukla, annelerin sevgisi, çocukların gülmesi ne güzel...

    Siz de bir güle dokunun ve sadece koklayın göreceksiniz ki, dostluklar, sevgiler ne kadar önemli ve değerlidir.

    Dostluk öyle bir şey ki, hep tazelenmek ister. Hatırlanmak ister. Dost olun sizde, şu üç beş günlük ömrünüzde kimseye kötülük etmeyi düşünmeyin. Size kötülük etseler bile. Vicdanı rahat, yüreği temiz olun. Dostluğun aydınlığını, sıcaklığını ve lezzetini tadın. İliklerinize dek hissederek yaşayın.

    "Dostlarınızla öyle yaşayın ki,düşman olduğunuzda, söyleyecek şeyleri olmasın.
    Düşmanlarınızla öyle yaşayın ki, dost olduğunuzda, yüzü kızarmasın."

    Yeri geldiğinde sararıp solun, düşen bir kuru yaprak olun, ama asla soldurmayın, sarartmayın dostluk gülünüzü...

    Gülleri dikenleriyle yargılayacağımıza, dikenler içinde böyle bir güzellik bulduğumuz için şükretmeliyiz!..
    Unutmayın, hayata hiçbir şeyiniz olmasa dahi, yüreğinizi ısıtacak hep bir dostluk gülünüz olsun...



    Dost Kalın...Dostlukla kalın...


Sayfa 12/13 İlkİlk ... 210111213 SonSon

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •