Sayfa 20/20 İlkİlk ... 10181920
157 sonuçtan 153 ile 157 arası

Konu: dini sohbet

  1. #153
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,833
    Tecrübe Puanı
    14
    namazla ilgili önemli şidetle okuyun .... ????


    Namaz, tekbir ile başlayıp selâm ile son bulan, belli fiil ve sözleri içine alan bir ibadettir. Allah'a karşı tesbîh, ta'zîm ve şükrün ifadesidir.
    Namaz, Kur'an'da doksandan fazla ayette zikredilir
    sayfaların devamını okuyun
    namaz vakitlerindeki sır
    Âlem öyle nurlu bir sarmal içinde ki, her an beş vaktin beşi de dünya içinde ayrı ayrı yerlerde yaşanabiliyor. O vakitlerin öyle güzel sırları var ki, bize kulluğumuzu ve ahireti hatırlatıyor.
    Namaz, Rabb’imizin “Celal”ine karşı kavlen ve fiilen “Sübhânallah” deyip takdis etmek, “Kemal”ine karşı, lâfzan ve amelen “Allahü Ekber” deyip tâzim etmek. “Cemal”ine karşı da kalben, lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.
    İbâdetin mânâsı da kulun Rabb’ine karşı kendi kusurunu, acz ve fakirliğini görüp her şeyi elinde tutan Yüce Rabb’imizin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.

    Her namaz vaktinde ruhumuzda canlanan şey, tek ve sonsuz olanın O (cc) olduğudur, bakî, sermedî, ebedî olan O’dur. Nurun kaynağı, ebedi saadetlerin sahibi O’dur. Her namaz vaktinde zihnimizde bu duygular sümbüllenir.

    Başka bir kapı yoktur. Başımızda ecel kılıcı, ensemizde Azrail’in (as) nefesi bulunmaktadır. Kabrimizi karanlıklar yurdu olmaktan çıkarıp Cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirecek olan şey imanımız, amelimiz ve Rabb’imize olan muhabbetimizdir. Ümidimiz O’nun (cc) rızasına, Habibi’nin (sas) şefaatine nail olmaktır. Bu yüzden her bir namaz vaktinde gizlenmiş sırlara vâkıf olmamız gerekir.

    Bediüzzaman Hazretleri, namaz vakitlerini izah ederken gece ve gündüzlerin alemin büyük saatinde “saniyeler”, senelerin “dakikalar”, ortalama insan ömrünün “saatler” ve alemin hayat devirlerinin de “günler” hükmünde olduğunu belirtiyor. Yine bunların birbirine baktığını, birbirine misal olduğunu, birbirinin hükmünde olduklarını ve hatırlattıklarını ifade ediyor.




    --------------------------------------------------------------------------------

    SABAH VAKTİ:
    Yepyeni bir başlangıçtır
    Sabah tatlı bir neş’edir. Mahmurluk perdesi altında alemde pırıl pırıl tecelli eden yaratılışa aynadır. İmsak vakti, yani sabah namazı vaktinin girmesi, yani şer’i günün başlayışıyla yepyeni bir hayat başlar. Her bir namaz vakti için bir saati göz önüne getirelim (dijital saati değil!). Akrep, sabah namazı vaktini gösterdiğinde o an aynı zamanda, bizim anne karnına düştüğümüz ânı, yine kâinatın yaratıldığı 6 günden ilk günü ve yıl içindeki bahar mevsimini gösterir. Elimizi Allahü Ekber deyip kaldırdığımızda zihnimizde ana rahmindeki halimiz ve kâinatın Rahmetenlil Alemi’nin (s.a.s.) yüzü suyu hürmetine ve yine O’nun (s.a.s.) nurundan yaratılışı canlanır. Tesbih, tahmid ve tekbirlerimiz hep o hale şükür içindir.




    --------------------------------------------------------------------------------


    ÖĞLE VAKTİ:
    Gençlik ateşi ve Cehennem!
    Öğlenin şiddetli hararetinin başları yaktığı zaman, yazın en sıcak dönemine, insanda gençliğin söz dinlemeyen en ateşli çağına işaret eder. Yine, öğlenin sıcağı bize hiçbir gölgenin bulunmayacağı mahşer gününü hatırlatır. Kainatın ömründe ise öğle vakti Hz. Âdem’in yeryüzüne iniş dönemine işaret eder.




    --------------------------------------------------------------------------------


    İKİNDİ VAKTİ:

    Ömrün sonu ve sonbahar
    İkindi vakti, güneşin renginin sarardığı, batmaya meylettiği zamandır. İçinde sonbahar hüznünü de taşır. Yine, insanoğlunun da artık saçlarına ak düşüp, belinin yavaş yavaş bükülmeye başladığı, dünya lezzetlerinin de “acılaşmaya” başladığı döneme işarettir. İkindi vakti, insanoğlunun ve kainatın son dönemine de işaret eder. Yine, son peygamber olan Efendimiz’in (s.a.s.) vazifeye başlamasıyla âlemin son sürece girişini de hatırlatır. Biz ikindi vaktini yaşarken az sonra güneşin batacağını, yakında kendimizin ve kâinatın da öleceğini düşünürüz. İkindiyi eda edip de her şeyin batmaya doğru gittiğini görürken tek sığınılacak kapının Rabb’imiz ve O’nun Resulü’nün sünnet-i seniyyesi olduğunu tefekkür ederiz.




    --------------------------------------------------------------------------------


    AKŞAM VAKTİ:

    Ölüm ve kıyamet ânı
    Artık gün batmıştır. Ferdi olarak imtihanımız bitmiş, son nefesimizi vermişiz. Ne güneşte o cebbar yakıcılıktan, ne de bizde küçük dağları ben yarattım havasından eser kalmıştır. Sonbahar gibi ikindinin tatlı serinliği geride kalmış, güneş kaybolmuş, hafif bir kızıllık dışında ondan hiçbir eser görünmüyor. Az sonra günle birlikte biz de karanlıklara karışmış olacağız. “Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde...” (Tekvir, 81/1-3) ikazları kulaklarımızda çınlıyor. Akşam ezanı okunduğunda ve namaz için ellerimizi kaldırdığımızda sanki kendi cenaze namazımızla birlikte tüm kainatın cenaze namazını da kılıyor gibi oluruz. Önümüzdeki tabutta hem geride kalan gün, hem sonbahar mevsimi, hem kendi cesedimiz, hem de tüm canlıların naaşı vardır. Bu namaz bu kadar hüzünlüdür. Artık geriye dönüş yoktur. Alem susmuş, Sûr üfürülmüştür. Bütün diklenişler, bütün ceberrutluklar son bulmuş, müthiş bir sessizlik, alemi kaplamış, İlahi kader ânı beklenmektedir. Geriye dönüş artık mümkün değildir ve “keşke”ler, “eyvah”lar dönemi başlamıştır.




    --------------------------------------------------------------------------------


    YATSI VAKTİ:
    Büyük sessiz karanlık
    Artık geride kalan ne güne ne mevsimlerin tatlılığına, ne de insan olarak “yaşadığımıza” dair hiçbir iz yok. Gündüzün ne sıcağı ne de ışığı kalmış. Bizim için de acı son gerçekleşmiş. Kimse, kendi torunlarımız bile bizi hatırlamıyor, çoğu ismimizi bile unutmuş. Hayat susmuş, kainat dahi ölmüş. Toprağın üstündeki tüm cıvıltı, kargaşa sona ermiş. Herkes hesap gününü bekliyor. İşte bu kadar karanlıklar içinde o geceyi ancak “teheccüd”ümüz aydınlatabilir, bize yoldaş olabilir. O karanlıkları aydınlatacak yegane nur kaynağı odur.




    --------------------------------------------------------------------------------


    İKİNCİ SABAH VAKTİ:
    Ba’sü ba’del mevt
    Yeni doğan güneş ise haşrin sabahını ihtar eder. Sur yeniden üfürülmüş, ruhlar yeniden iade edilmiş, milyarlarca insan haşir meydanında toplanacak, ölüler yerden bitkiler gibi bitirilecek. İşte bu şuurla kılınan namazın kişiye faydası olur. “Desinler”, “görsünler” için kılınan namazın kimseye faydası olmadığı gibi maalesef zararı da olacaktır. Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar mâkul ve lâzım ve kat’î ise, haşrin sabahı da, berzahın baharı da o kesinliktedir.


    İşte bu beş vaktin her birinde bir mü’him, inkılâp başındadır


  2. #154
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,833
    Tecrübe Puanı
    14
    Sen Namazı Boşver, Benim Kalbime Bak ?!!



    BENİM KALBİM TEMİZ”, “Sen benim kalbime bak”, “İçin temiz olsun yeter” gibi sözlere sığınan bazı insanlar, ibadeti, namazı, tesbihi, zikri pek önemsemez, “olmasa da olur” gibi bir yaklaşım sergilerler.

    Oysa kalbin sahibi ALLAH’tır.

    Kalbi kim yaratmışsa, onun temizlik hükmünü de ancak O verir. Bunun için bir insanın kendini “temize çıkarması” yetmez. Üstelik temize çıkarmakla da temize çıkmış olmaz; gerçekte temiz olmalı.

    Bu düşünceye sahip olan kişileri Kur’an anlatırken der ki:


    “Görmüyor musun, kendisini temize çıkaranları? Oysa Allah dilediğini temize çıkarır, hiç kimse de kıl kadar haksızlığa uğramış olmaz.” (Nisa, 4:49)


    Mütevazı olan kimse “Ben mütevazı bir kişiyim” diyemez, ihlâslı olan kişi de “Ben ihlâslı bir insanım” diyemeyeceği gibi…
    Yine bir kimse, “Ben iyi bir adamım”, “Ben hayırlı bir kimseyim” diyerek kendini öne çıkaramaz, çıkarmaması gerekir.

    Bu açıdan “Ben temiz kalpli bir kişiyim, benim kimseye bir kötülüğüm yok” gibi sözlerle bir insan kendini anlatamaz. Çünkü kim bu faziletleri sahiplenerek dile getirirse, o faziletlerden yoksun olduğu ortaya çıkar.

    Kur’an’ın ifadesiyle, “Siz kendinizi temize çıkarmayın. Kimin takva sahibi olduğunu en iyi O bilir.” (Necm, 53:32)

    “Temize çıkmak” Allah katında hâlis ve takva sahibi bir kul olmak anlamına geliyor. Bir insan takva sahibi olmaya çalışır, takva üzere bir hayat yaşar, ama kimin gerçek anlamda muttaki olduğunu ancak Allah bilir. Bu da ancak Allah’ın lütfu ve rahmeti sayesinde olur.

    “Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, ebediyen hiçbiriniz temize çıkamazdınız. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır” (Nur, 24:21) âyeti bu gerçeği dile getirirken, insanın sahip olduğu bütün nimetlerin, manevî hallerin, ahlakî üstünlüklerin bütünüyle Allah’ın bir ikramı ve ihsanı olduğunu anlatıyor.

    Âlâ Suresi’nde ise, “Temize çıkan kurtuluşa erdi” âyetinin devamında, “Rabbinin adının anıp namaz kılan” âyeti gelir ki, gerçek anlamda temizliğin iman ve namazdan geçtiği bildirilir.

    Zaten Kur’an’da imanla birlikte namazın geçtiği, imanla namazın peş peşe, yan yana bulunduğu birçok âyet vardır.

    Kalbin temizlenmesi, ruhun arınması, nefsin ıslahı ve insanın terakki etmesi/yücelmesi imanla ve ibadetle mümkün olur.

    Bazı kimseler, kalp temizliğini sadece, insanlar hakkında bir kötülük düşünmemek yahut yardımsever olmak gibi basit bir çerçevede anlıyorlar. Bununla da kalmayıp, insanlara iyi davranmakla, ibadet sorumluğundan kurtulduklarını sanıyorlar. Bu düşünce, şeytanın bir oyunu ve tuzağıdır, nefsin de bir aldatmacasıdır.

    Bu kişiler, namazında niyazında olan bazı kimselerin, İslam’ın ruhuna aykırı düşen, başkalarına zarar veren davranışlarını tespit ediyorlar. Bunu bahane ederek, “Bak, bu kişiler namaz kıldıkları halde şu şu hataları da yapıyorlar. Ben böyle bir ikilem içine girmektense, namazı hiç kılmam daha iyi” diyerek kendi namazsızlıklarını bir özür olarak öne sürebiliyorlar.

    Bir defa, farzlarda yorum yapmaya hiç gerek yoktur. Onlarda yanlış yorum yapmaya ve gerçeği saptırmaya da kimsenin hakkı yoktur. Çünkü ortada yoruma açık bir durum söz konusu değil. İnanan bir insanın yerine getirmesi gereken en önemli ve en hayatî ibadet namazdır. Kendi tembelliğini, kendi ihmalini bahane göstererek “kalp temizliğini” öne sürüp namazı gereksiz görmek bir akıl mantık işi değildir.

    Karşınızda açlıktan kıvranan bir yoksul duruyor, hemen yanında da para içinde yüzen zengin birisi. “Bu adama niçin yardım etmiyorsun?” diyecek oluyorsunuz. O da “Siz benim yardım etmediğime bakmayın, benim kalbim şefkat dolu, merhamet dolu” diye karşılık veriyor.

    Şefkat ve merhamet, kalbe ait birer güzelliktir. Fakat şefkat ve merhamet ancak aç ve fakir insanlara yardım edince kendini gösterir.

    İmanın da bu şekilde bir ortaya çıkışı vardır. Kalbin, Allah’ın emirlerine itaat etmesi bir güzelliktir. Bu güzelliğin belirtisi ve ispatı ise ibadettir.

    Kalplerinin temizliğini iddia ederek ibadetten kaçanların büyük çoğunluğu, nefsine uyarak ruhlarını karartan ve maddeden başka bir şey görmeyen insanlardır.

    Bir insan, namaz kıldığı halde nefsini yenememişse, işlerini Rabbinin emirlerine göre düzenleyememişse, bu adam namazın ruhuna erememiş demektir. Ama o kul, bu hatasını namazı terk ederek tedavi edecek değildir. Bunun yolu yine namazdan geçer. Bu adam namazını böylece kılmaya devam etse de, özlenen o kemal noktaya varamadan ölse ne olur?

    Mahşerde, o büyük hesap gününde, namazının sevabı da tartılır, işlediği hataların günahı da... Neticede, günahları galip gelse ve cehenneme gitse de, sonunda yine cennete döner. Ama elbette oradaki makamı da o noksan namazına uygun olacaktır.

    O mizanda, zerre kadar iyilik de kötülük de tartılacaktır. Biz, “kalbimiz temiz” diyerek nefsimizi başköşeye oturtup başkalarının günahlarına bakacağımıza, kendi noksanlarımızla ilgilensek ve onları tamamlamaya gayret göstersek o gün daha kârlı çıkarız.

    Biz o âlemde, başkalarının hatası nispetinde değil, kendi sevabımız miktarınca derece alacağız. Başkasının noksanlığı bizi yükseltmeyecek. Bu dünyada bile onun misallerini yaşamıyor muyuz?

    Bir meyveye elimiz erişmediği zaman, ayağımızın altına bir şeyler koyuyor ve ona ulaşıyoruz. Yoksa boyu bizden daha kısa olanlara bakmakla midemize bir şeyler gitmiyor.

    Geliniz, hayalen mahşere gidelim:

    “Günahkâr bir kimse ister ki o günün azabından (kurtulmak için) oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran sülalesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de tek kendisini kurtarsın.” (Mearic, 70:11-15)

    Şimdi bu âyetin sergilediği tabloyu birlikte seyredelim. En yakınlarımızı bile feda etmemizin para etmeyeceği o meydanda, başkalarının kusurlu oluşunun bize bir fayda sağlamayacağını iyice anlayalım.

    Sonra dönelim dünyaya, kendimize gelelim. Kusurlarımızı görüp, noksanlarımızı bilelim. “Senin kalbin temiz” diyerek bizi oyalamaya çalışan ve ibadetten uzaklaştıran nefsimizi en büyük düşman tanıyalım. Onunla çarpışalım. Zaman en büyük sermaye. Onu başkalarını tenkide değil, kendimizi tekmile sarf edelim. (*)

    Bu açıdan namazı küçümser bir tavır içinde bulunmak insanı tehlikeye götürür, imanını zedeler, dinî hayatını uçuruma sürükler. Zaman içinde İslamî hassasiyeti de azalarak kendisini bütünüyle şeytana bir oyuncak haline getirir.


  3. #155
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,833
    Tecrübe Puanı
    14
    Efendimiz'den (s.a.s.)en güzel nasihatler


    bir adam,nebi(a.s.)'e gelerek,"size dünya ve ahiretle alakali soracak sorularim var" dedi.efendimiz:"ne istiyorsan sor."buyurdular.o zat da şu sorularina başladi:


    *ey allah'in peygamberi! Ben insanlarin en alimi,en bilgilisi olmak istiyorum.ne yapmaliyim?/allah'tan çok korkup takva dairesi içine girersen insanlarin en alimi olursun.


    *insanlarin en zengini olmak istiyorum/ kanaatkar olursan insanlarin en zengini olursun.


    *insanlarin en hayirlisi olmak istiyorum./insanlarin en hayirlisi,faydali olandir.sen de insanlara faydali ol.


    *insanlarin en adaletlisi olmak istiyorum./kendin için istediklerini insanlar için de istersen insanlarin en adili olursun.


    *insanlar içinde allah'a en yakin,o'nun en has kullarindan olmak istiyorum./allah'i çok zikredip,anar -hatirlarsan o zaman allah'in en has kulu olursun.


    *muhsinlerden,iyilik edenlerden olmak istiyorum./allah'a o'nu görüyormuş gibi ibadet et,her ne kadar sen o;'nu görmesen de o seni görüyor.


    *imanimi kemale erdirmek istiyorum./güzel ahlakli olursan imanin kemale erer.


    *allah'in emirlerine itaat eden kullarindan olmak istiyorum./allah'in farzlarini yerine getir,itaat edenlerden olursun.


    *allah'a günahlarimdan arinmiş,tertemiz olarak gitmek istiyorum./cünüp olduğunda tertemiz olacak şekilde gusül abdesti al,kiyamet günü üzerinde hiçbir günah olmaksizin allah'a kavuşursun.


    *kiyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum./hiç kimseye zulmetme,kiyamet günü nur içinde haşrolursun.


    *rabb'imin bana merhamet etmesini istiyorum./önce kendine ve insanlara merhamet et ki;allah(a.c.) da sana merhamet etsin.


    *günahlarimin azalmasini istiyorum./istiğfar ederek günahlarinin bağişlanmasi için allah'a yalvarirsan,günahlarin azalir.


    *insanlarin en kerimi olmak istiyorum./allah'a kullarini şikayet etmezsen insanlarin en kerimi olursun.


    *rizkimin bol olmasini istiyorum./temizliğe devam edersen rizkin bol olur.


    *allah(a.c.) ve rasulü(a.s.) tarafindan sevilmek istiyorum./o zaman allah ve rasulünün sevdiklerini sev,sevmediklerini de sevme.


    *allah'in bana kizmasindan kendinmi korumak istiyorum./kimseye kizmazsan allah'in gazabindan ve kizmasindan kurtulursun.


    *duamin kabul olmasini istiyorum./haramlardan sakinirsan dualarin kabul olur.


    *allah'in beni başkalarinin yaninda rezil etmemesini istiyorum./namusunu koruyup iffetli ol ki;insanlar yaninda rezil olmayasin.


    *allah'in ayiplarimi,kusurlarimi örtmesini istiyorum./kardeşlerinin ayiplarini örtersen allah da senin ayiplarini örter.


    *benim günahlarimi ne siler?/gözyaşlarin.hudüun(saygiyla allah'a kulluğun)ve hastaliklar.


    *allah(c.c.) yaninda hangi iyilik daha faziletlidir?/güzel ahlak,tevazu,belalara sabir ve kazaya riza.


    *allah(a.c.) yaninda en büyük günah hangisidir?/kötü ahlak ve allah'in emirlerine karşi gösterilen cimrilik.


    *rahman allah'in(a.c.) gadabini ne dindirir?/gizliden gizliye sadaka vermek ve sila-i rahim (akrabalari ziyaret,görüp-gözetmek)


    *cehennem ateşini ne söndürür?/oruç....


  4. #156
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,833
    Tecrübe Puanı
    14
    Dört mesele


    muaz (r.a.)diyor ki:"kul,kiyamet günü dört meseleden sorguya çekilmedikçe hesap yerinden ayrilamaz":

    1-vücudunu nerede eskittiğinden ,

    2-ömrünü nerede tükettiğinden,

    3-malini nereden kazanip,nerelerde harcadiğindan,

    4-ilmiyle nasil amel ettiğinden.

    Muaz (r.a.)şöyle diyordu:"dilediğiniz kadar bilgi sahibi olun,amel etmediğiniz sürece allah sirf ilminizden dolayi size ecir vermez."

    enes (r.a.)de şöyle diyordu:"öğrenmek istediklerinizi istediğiniz kadar öğrenin! öğrendiklerinizle amel etmedikçe allah sirf ilminizden ötürü size ecir vermez.gerçek bilginleri,öğrendiklerini kavrama ve amel etmek ilgilendirir.bilmeyenlerin gayesi de sadece rivayet (duyduklarini nakletmek)tir."


  5. #157
    Üye tarihi
    11.Temmuz.2013
    Mesajlar
    1,833
    Tecrübe Puanı
    14
    Sen "Sen"den ayrı düşünce

    Dünyaya bak!..
    Sonra daralt pencereyi; yaşadığın ülkeye..
    Ve şehrine...Sonra evine..
    Daha daralt -

    ya da genişlet kainat kadar -
    İçine, SANA bak!..

    Ne görüyorsun?..
    Keşmekeş, bin çeşit huzursuzluk,
    gözyaşı, ızdırap..MI?..

    Öyleyse düşün; Neden?..
    Neyi kaybetti ki insan?..
    Ve.. neyin sancısında?..

    Ya da neyi bulamıyor ki?..

    O'nu mu?..

    Cevaplar bin gizemli sır içinde..
    Arala perdeleri..

    Ötene, ötelere bak!..

    Bil ki O;
    Sana senden de yakın..

    Sana en Sevgili..
    En merhametli..

    O, Sen bıraksan da seni,
    Seni asla bırakmayandır..

    Kulak versen mahlûkâta;
    O akışa, O çağrışa, O yanışa....

    Başın döner, mest olursun O'nu tesbihlerinden..

    Yani?..

    Yani; O daima hazır ve nâzır..

    Gâib olan SEN sin...

    O hep SEN de.. SENINLE...

    Göremesen de aslında sen de maddeten,
    her an O'nunlasın,
    Zerrelerinin tek tek şehâdetiyle...

    Öyleyse?...
    Sorgula içini!...

    Sen! SEN NERDESIN?..
    Bir sen vardır sende senden içeru..

    İşte anla;
    Ayrı düşünce Senden,
    Sen O'ndan ayrı düştün...

    NERDESIN?..
    Ara Seni..

    Bil ki;
    Seni bulduğunda O'na kavuşacaksın...

    Bil ki;
    O'nu bulmanın yolu, Seni aramaktır.
    Durma!

    Çok geç olmadan ARA Seni....
    Ki, O'nu bulasın..Âleme sultan olasın..

    Ve...
    Ol cümlesi, şu sırdandır;


    Kim ki kendini bildi,
    işte o Rabbini bildi..


Sayfa 20/20 İlkİlk ... 10181920

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •