Sayfa 1/24 12311 ... SonSon
191 sonuçtan 1 ile 8 arası

Konu: Cuma Hutbesi-

  1. #1
    İdRiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : Online
    Üyelik tarihi : 24 Eylül 2012
    Üye No::3

    Yer:Türkiye
    Yaş: 34
    Mesajlar : 565
    Beğendikleri : 159
    Beğenileri : 363
    Tecrübe Puanı : 25

    Success Sm Cuma Hutbesi-

    İLİ : GENEL
    TARİH : 02/01/2015
    --Mevlid Kandili

    MEVLİD: RAHMET ELÇİSİNİN DÜNYAYI TEŞRİFİ
    Kardeşlerim!
    Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah'ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”1
    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş, bana karşı gelen Allah’a karşı gelmiş olur...”2
    Kıymetli Kardeşlerim!
    Bugün Cuma; inananların bayramı. Bugün Mevlid Kandili; neşe, sevinç günü. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hâtemü’l-Enbiyâ Muhammed Mustafâ (s.a.s)’nın dünyayı teşriflerinin yıldönümü bugün.
    Bugün, beşeriyetin, en kutlu doğumuna şahitlik ettiği mübarek bir gündür. Bugün, insanlığın en kurak, en makûs dönemlerinden birinin daha sona ermeye yüz tuttuğu gündür. Bugün, Âdemoğlunun efkârını kaplayan küfür ve cehalet bulutlarının bir kez daha dağılmaya mahkum olduğu gündür. Bugün, yerlerin ve göklerin Muhammedî nura gark olduğu gündür.
    Kardeşlerim!
    Kerim Kitabımızda biz müminler için en güzel örnek olarak takdim edilir Allah Resulü (s.a.s).3 Rabbimiz, kendi sevgisine mazhar olmanın, Habibini sevmeye ve onun yolundan gitmeye bağlı olduğunu bildirir.4 Zira, Peygamber sevgisi bir beşere duyulabilecek en ulvi sevgidir. Peygamberin yolu güzellikler yoludur. Peygamberin yolu, hak, hakikat, adalet, sadakat, ahlak yoludur. Onun yolu, merhamet, şefkat, hoşgörü, birlik, beraberlik yoludur. Bu yol, her iki âlemde huzur ve mutluluğa götüren kutlu bir yoldur.
    Kardeşlerim!
    Efendimiz (s.a.s), kızgın çölün bereketsiz topraklarında bedevî insanlardan oluşan bir toplumdan İslam medeniyetinin nüvesini teşkil eden medeni bir toplum inşa etmiştir. O, aşağıların aşağısına yuvarlanmış insanlığı ulvi değerlere kavuşturmuştur. Kin, nefret ve intikam toplumunu sevgi, muhabbet, şefkat ve rahmet toplumuna dönüştürmüştür. Bu yüzdendir ki, Allah Resulü (s.a.s), bütün Müslümanların her zaman ve her asırda örnek alacağı yegâne rehberdir. Yeter ki onun rehberlik ve örnekliğine her daim başvurabilelim. Yeter ki ona hayatımızın her safhasında yer verebilelim. Yeter ki onun insanlık âlemine takdim ettiği değerlere hakkıyla riayet edebilelim.
    Kardeşlerim!
    İnsanlık bugün doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle topyekûn, çok çetin bir sınavdan geçmektedir. Bugün yaşanan amansız zulümler, yürekleri burkan şiddet, oluk oluk akan kan, dinmeyen gözyaşı, yitirilen umutlar, heba olan hayatlar, insanlığın zorlu bir vicdan imtihanından geçtiğini göstermektedir. Özellikle gönül coğrafyamızda aynı kitaba, aynı peygambere inanan, aynı duyguları paylaşan insanların birbirlerine karşı sergiledikleri acımasız tutumları hepimizi derinden yaralamaktadır.
    Kardeşlerim!
    Unutmamak gerekir ki bu olumsuzluklar karşısında her birimizin yükümlülükleri vardır. İnananlar olarak, Kerim Kitabımız ve Efendimizin insanlığa takdim ettiği yüce değerler ile hayatımızı tezyin etmek ve bunlar uğrunda mücadele vermek hepimizin aslî görevidir. Her birimiz Rahmet Elçisinin bize miras bıraktığı hak, hakikat, ahlak, merhamet, şefkat, adalet, kardeşlik anlayışını ailemize, toplumumuza ve tüm insanlığa taşımakla sorumluyuz. Bunu başarabildiğimiz takdirde insanlık özlediği güzel günlere, saadet asrına yeniden kavuşacaktır. İşte o zaman dünya gerçek medeniyetlere yeniden yelken açacaktır. İşte o zaman Efendimizin mevlidi bizim dünyamızda gerçek anlamını bulacaktır. Gerçek şu ki; Efendimiz (s.a.s)’in örnekliği ve rehberliği, Müslümanların ve insanlığın içine düştüğü her türlü bâdireyi atlatması ve özlenen aydınlığa, vicdana, insafa kavuşması yolunda yegâne sığınaktır.
    Kardeşlerim!
    Bu duygu ve düşüncelerle mevlid kandilinizi tebrik ediyorum.
    Rabbimiz! Mevlid-i Nebi’yi ülkemiz, gönül coğrafyamız ve bütün insanlığın huzuruna vesile eyle! Rabbimiz! Bizleri kendine hakiki kul, habibine gerçek ümmet olanlardan eyle!

    1 Ahzâb, 33/45-46.
    2 Buhârî, Cihâd, 110.
    3 Ahzâb, 33/21.
    4 Âl-i İmrân, 3/31.
    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    Konu Baslığı:Cuma Hutbesi-

  2.    Sponsored Links

     


  3. #2
    İdRiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : Online
    Üyelik tarihi : 24 Eylül 2012
    Üye No::3

    Yer:Türkiye
    Yaş: 34
    Mesajlar : 565
    Beğendikleri : 159
    Beğenileri : 363
    Tecrübe Puanı : 25
    Haftanın Hutbesi "Diyanet" EZAN: ÖZGÜRLÜĞÜN GÜR SEDASI 09.01.2015

    İLİ : GENEL
    TARİH : 09/01/2015


    EZAN: ÖZGÜRLÜĞÜN GÜR SEDASI
    Allahu ekber, Allahu ekber!
    Bu nida, günde beş vakit, minarelerimizde yankılanırken, Rabbimizi tasdike, O’na itaat ve ibadete çağırıyor müminleri. Dünya meşgalesinden uyan! Kulluğun gereği olan namaz için kıyama dur! diyor ve zamanın kalbini tutuyor, İslam’ın gür sedası. Kendisine icabet edenin elinden tutuyor; bireyden topluma, ümitsizlikten umuda götürüyor bu çağrı.
    Kardeşlerim!
    Rahmet Elçisi (s.a.s), vazifesini tamamladıktan sonra, ardında sevgisini bırakarak vefat etmişti. Doyamamıştı ona ashâbı. Bunlardan birisi de Kutlu Nebi’nin, “müezzinlerin efendisi” övgüsüne mazhar olmuş Habeşli Bilâl’di. Üzüntüsünden duramamıştı Bilâl Medine’de. “Resûlullah’tan sonra ezan okumayacağım/okuyamayacağım.” diyerek uzaklaştı peygamber diyarından. Ancak iliklerine kadar işleyen peygamber sevgisi ve muhabbeti onu tekrar Medine’ye getirdi. Geldiğinde sabah namazı vakti girmek üzereydi. Doğrudan Ravza’ya, Resûlullah’ın huzuruna gitti. Ağladı ve yüreğindeki hasreti gözyaşlarıyla dindirmeye çalıştı. Derken Efendimizin torunları Hasan ve Hüseyin çıkageldiler. Dedelerinin hatırasını yâd etmek üzere Bilal’den ezan okumasını istediler. Kabul etti Bilâl ve peygamber zamanında olduğu gibi mescidin damına çıkıp, “Allahu ekber” dedi. Bilal’in Resûlullah (s.a.s) zamanındaki bu nidasıyla Medine’de yer yerinden oynadı. Bir tarih canlanıyordu. Bir şehir ağlıyordu. Hıçkırıklara boğulan Medine, o gün Allah Resûlü’nün vefatından sonra en hüzünlü günlerinden birini yaşıyordu.1

    Kardeşlerim!
    Bu olay, biz müminler açısından ezanın içeriğini, anlamını ve mesajını ortaya koymaktadır. Ezan her okunduğunda ve her okunduğu yerde; ilk gün okunduğu gibi, o gün Bilâl’in okuduğu gibi, büyük manalar, coşkular ve hatıralar yaşatır gönülden dinleyenlere ve anlayanlara.
    Ezan, Habeşli Bilal’in namaz için atan kalbinin dudaklarından dökülen sesidir. Ezan, tevhidin sembolü, İslam’ın ses ve söze dökülüşüdür. Müslümanın kalbini, beynini, ruhunu ve bedenini harekete geçiren sesli dokunuştur ezan. Ezan, “Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?”2 buyrulan Kerim Kitabımızda taltif edilen en güzel çağrılardan biridir.
    Kardeşlerim!
    Ezan, doğum ile ölüm arasında boş bırakmaz insanı. Dünyaya gözlerini açan bebeklerin kulaklarına ezan okunur. Her mümin hayata merhaba dediğinde ezanla kendisine Rabbinin adı hatırlatılır ve adeta ilk manevi aşısı yapılır. Bu anlamda ezan, bütün manevî kirlerin, kötülüklerin ve sapkınlıkların hayatı boyunca o çocuktan uzak durması için yapılan bir duadır.
    Ezan, İslam’ın şiarlarından biridir. “İnsanlar ezan okuma ve birinci safta yer almadaki sevabı bilselerdi, bunu yapmak için aralarında kura çekerlerdi.”3 sözüyle Efendimiz ezanın bu önemine işaret etmiştir.
    Ezan, Ümmet-i Muhammed’in simgesi ve ortak değerlerindendir. Ezan, dilleri, renkleri, ırkları ve bütün farklılıkları İslam dilinde birleştirir. Bir kubbe altında omuz omuza bir ve beraber kılar müminleri. Çoğu zaman gündelik hayatın türlü meşgalelerine boğulan bizleri, Allah’ın huzurunda saf durmaya, diri olmaya çağırır; her daim yineler çağrısını:
    Hayya ala’s-salâh, Hayya ala’l-felâh.
    Kardeşlerim!
    Ezan, aynı zamanda özgürlüğün sembolüdür, gür sedasıdır. Ezan, okunduğu beldenin özgürlüğünü, bağımsızlığını da haykırır. Bu yüzdendir ki merhum Mehmet Akif:
    “Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
    Ebedi, yurdumun üstünde benim inlemeli” derken bu gerçeği dile getirmektedir.
    Bununla birlikte gerçek özgürlük, imandadır. Gerçek hürriyet, Allah’a kulluktadır. Gerçek özgürlük, fâni olanın esiri değil, hâkimi olabilmektir. İşte ezan, dünya üzerindeki herkesi her daim, Âlemlerin Rabbi’ne kulluğa ve hakiki özgürlüğe davettir.
    Kardeşlerim!
    Ne mutlu günde beş defa yapılan bu kutlu çağrıya rükû ile, secde ile icabet edebilenlere. Ne mutlu günde beş defa, “Evet, Yâ Rabbi! Sadece seni yüceltiyoruz. Senden başka ilâh olmadığına, Muhammed Mustafâ (s.a.s)’nın senin resûlün olduğuna, kurtuluş ve mutluluğun bu çağrıya uymakta olduğuna inanıyor ve şahitlik ediyoruz.” diyebilenlere.
    1 Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, I, 357-358.
    2 Fussilet, 41/33.
    3 Buhârî, Ezân, 9.
    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    Konu Baslığı:Cuma Hutbesi-

  4. #3
    İdRiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : Online
    Üyelik tarihi : 24 Eylül 2012
    Üye No::3

    Yer:Türkiye
    Yaş: 34
    Mesajlar : 565
    Beğendikleri : 159
    Beğenileri : 363
    Tecrübe Puanı : 25

    Icon1

    İL : İSTANBUL

    TARİH:16.01.2015






    BESMELE: HER HAYRIN ANAHTARI


    Kıymetli Kardeşlerim!


    Okuduğum ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle
    buyuruyor: “Sabah akşam Rabbinin adını an.”1
    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (sas):
    “Yüce Allah’ı anarak başlanmayan her anlamlı söz
    veya iş, bereketsizdir, sonuçsuzdur”2 buyuruyor.




    Besmele, mü’minin hayatına bereket kazandıran
    mübarek bir cümledir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim ve
    peygamberimizin Hadis-i Şerifleri, bizlere onun uzun ve
    köklü bir tarihe sahip olduğunu haber verir. Bu kutlu
    cümleyi bazen Hz Nuh’un dilinde,3 bazen Hz.
    Süleyman’ın mektubunda4 bazen Kâbe’nin duvarına
    asılan bir belgede,5 bazen bir antlaşma metninin
    başında,6 bazen de Peygamberimizin mektuplarında7
    görürüz. Her meşru ve anlamlı işin öncesinde besmele
    çekmek, peygamberlerimiz vasıtasıyla nesilden nesile
    aktarılan tavsiyedir.


    Muhterem Kardeşlerim!


    Besmele huzur ve bereket vesilesidir. Hz. Aişe
    annemiz (r. anha) diyor ki, bir gün Peygamberimiz (sas),
    ashabından altı kişi ile birlikte yemek yiyordu. Derken
    bir bedevi yanlarına geldi ve yemeği iki lokmada yedi
    bitirdi. Bunun üzerine Allah Resulü, “Şayet bu kimse
    besmele çekmiş olsaydı, bu yemek hepinize yetecekti”
    buyurdu.8 Başka bir defasında, yemek yedikleri halde
    doymadıklarını söyleyen kimselere yine Efendimiz
    (sas),“Yemeği birlikte yiyin ve başlarken Allah’ın adını
    anın ki, bereketli olsun”9 demişlerdir.


    Sahabeden Cabir b. Abdullah (ra) da, Allah
    Resulünün kendisine şöyle tavsiyelerde bulunduğunu
    anlatıyor. “(Evine girdiğin zaman) kapını besmele
    çekerek kapa. Çünkü şeytan (besmeleyle) kapanan bir
    kapıyı açamaz. Besmele çekerek lambanı söndür.
    Besmele çekerek, bir tahta parçası ile de olsa yemek
    kabını(n ağzını) ört. Yine besmele çekerek su kabının
    ağzını kapa.”10


    Alemlere Rahmet olarak gönderilmiş sevgili
    Peygamberimiz, yemeğe başlarken, evden çıkarken,11
    abdest alırken,12 mescide girerken ve çıkarken,13
    besmeleçekmeyi ihmal etmezdi. Bineğine binmek için
    ayağını üzengiye basınca, “Bismillah” der, bineğin
    sırtına yerleşince de “Elhamdülillah” derdi.14 Yatağına
    besmeleyle yatardı.15 Kurbanı besmele ile keserdi.16
    Cenazeyi kabre besmele ile koyardı.17 Savaşa çıkarken
    ashabına, “Allah yolunda Allah’ın adı (bismillah) ile
    gaza edin!”18 buyururdu.


    Kardeşlerim!


    İslam tarihi boyunca Müslümanların kültür ve
    medeniyetleri besmeleyle yoğrulmuştur: Müslümanların
    sofrasında eller yemeğe besmeleyle uzanır. Yemekler
    onun bereketiyle bollaşır. Gece onunla yatılır, güne
    onunla başlanır. Evden onunla çıkılır, eve onunla girilir.
    Vasıtaya onunla binilir. Meşru işlere onunla başlanır.
    İbadetler onunla eda edilir. Duaya eller onunla kaldırılır.
    Hatipler sözlerine, Yazarlar kitaplarına onunla başlar.
    Camilerin ve evlerin en müstesna yerlerini o süsler.
    Kısaca “Bismillahirrahmanirrahim,” her hayrın
    anahtarıdır. Mevlid-i Şerif’in müellifi bunu ne kadar da
    veciz ifade etmiştir:


    Allah adın zikredelim evvela


    Vacib oldur cümle işte her kula





    Allah adın her kim ol evvel ana


    Her işi asan eder Allah ona





    Allah adı olsa her işin önü


    Hergiz ebter olmaya anın sonu





    Her nefeste Allah adın de müdam


    Allah adıyla olur her iş tamam.





    Kardeşlerim!


    Öyle bir hayat yaşayalım ki, başlangıcı besmele, sonu
    Allah’a hamd olsun. Yüce Mevla’nın bereketi ve inayeti
    hayatımızı kuşatsın.




    1 İnsan, 76/25


    2Ahmed b. Hanbel, II/360


    3 Hud, 11/41


    4Neml, 27/17-30


    5İbn İshak, Sire, 208


    6Buhari,Şürut 15


    7 Ebu Davud, Salat,121,122.


    8Tirmizi, Et’ime,47


    9 Ebu Davud, Et’ıme, 14.


    10 Ebu Davud, ‘Eşribe’ 22


    11Tirmizi, Deavat,35.


    12Tirmizi, Taharet, 20.


    13İbnMace, Mesacid,13.


    14Tirmizi, Salat, 67.


    15 Müslim, Zikir ve dua ve tevbe ve istiğfar,59.


    16 Müslim, Edahi, 18.


    17İbnMace, Cenaiz,38.


    18 Müslim, Cihad ve siyer 3.


    Hazırlayan: Abdussamet AYDIN


    Redaksiyon: İl İrşat Kurulu

    Konu Baslığı:Cuma Hutbesi-

  5. #4
    İdRiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : Online
    Üyelik tarihi : 24 Eylül 2012
    Üye No::3

    Yer:Türkiye
    Yaş: 34
    Mesajlar : 565
    Beğendikleri : 159
    Beğenileri : 363
    Tecrübe Puanı : 25
    İLİ : GENEL

    TARİH : 16/01/2015

    ALLAH ’IN KUTLU ELÇİLERİNE SAYGI Muhterem Müslümanlar!

    Okuduğum ayet - i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “(Müminlerin) her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle d ediler: ‘ Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz, işittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır." 1

    Kardeşlerim !

    Yüce Rabbimizin biz insanlara en büyük lütfu ve inayeti, yol gösterici ve hid ayet rehberi olarak gönderdiği peygamberlerdir. Peygamberlere iman, İslâm inanç sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır. Allah’ın kutl u elçilerini saygı ve tazimle yâ d etmek, hepsine salât ve selâm getirmek, yüce dinimizin bize en önemli buyruğudur. Her gece yatsı namazından sonra okuduğumuz “Biz peygamberler arasında ayrım yapmayız.” ayet-i kerimesi, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’ in M iraç hediyesi olarak insanlığa getirdiği evrensel bir mesajdır. Biz Müslümanlar, bu mesajla bütün peygamberlere, insanlığın yolunu aydınlatan, onlara huzur ve barış önderliği yapan kutlu elçiler olarak iman ederiz. Peygamberlere saygıyı , kurtuluş yolunun bir gereği kabul ederiz. Peygamberler olmasaydı insanlık hidayet yolunu nasıl bulurdu? Nefsin ve şeytanın aldatmasına karşı insanlığı kim uyarırdı? Huzur ve barış için kim sabır, m etanet ve itidal öncüsü olurdu?

    Peygamberler, Yüce Rahman’ın rahmet mektebinin birer öğretmenidir . Kalp gözümüzü onlar açtı, doğru yolu onlar gösterdi. Medeniyet adına insanlık , onlara çok şey borçludur. Peygamberler, insanları küfrün kara bataklığından , bir olan Allah’ın tevhit yoluna, bilgi ve inancın aydınlığına çağıran kutlu elçilerdir. Bugün gaflet, dalâlet, cehalet, fitne, kin ve intikam çıkmazında boğulan insanlığın, onlara her zamankinden daha çok ih tiyacı vardır .

    Değerli kardeşlerim!

    Bütün peygamberler aynı ilâhî sözün elçileridir. A ynı kaynaktan fışkıran hayat pınarı, hikmet ışığı ve

    hidayet rehberidir.

    Onlar ilimle ameli, hayatla ahlâkı, hikmetle irfanı, bugünle yarını, dünya ile ahireti buluşturan ve barıştıran insanlık önderleridir.

    Onlar güzelle çirkini, faydalı ile zararlıyı, adaletle zulmü, ilimle cehaleti, samimiyetle gösterişi ayırt eden insanlık rehberleridir.

    Onlar, Yüce Yaratanla ve çevreyle olan ilişkilerin, ahlâkın ve toplumsal hayatın temel ilkelerini ortaya koyan insanlık öncüleridir .

    Âdem insanlığın atası, İdris ilâhî hikmetin babası, Nuh zanaatın / tekniğin simgesi, İbrahim akıl devriminin mima rı, Lut ahlâk savunucusu, Yakup sabrın ve şefkatin sembolü, Yusuf vefanın ve asaletin adı, M usa hukukun, özgürlük savaşının ve ahdin t imsali, İsa sevginin, rahmetin ve bağışlamanın adresi. Muhammed Mustafa (s.a.s.) ise aklın, ilmin, ahlâkın, sabır ve vefanın, güçlüyken müşfik olmanın, haklıyken özveride bulunmanın, haksızlığa karşı en gür sesin, aklı n ve imanı n önündeki en büyük engel olan batıl inanç, bilgisizlik ve kör inada karşı yüreğini ortaya koymanın adıdır...

    Allah’ın Sevgili K ulları!

    “ Biz peygamberler ana- baba bir kardeşler gibiyiz ” 2 , diyen Allah Rasulü de bütün âlemlere rahmet olarak gönderildiği hâlde veciz bir benzetmeyle kendisini Âdem ile başlayan peygamberler binasının eksik kalan bir tuğlası olarak nitelendirmiştir. Yüce Rabbimiz de Kerim Kitabımızda şöyle buyurmaktadır : “Biz Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gi bi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davûd'a da Zebûr vermiştik.” 3

    Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa

    (s.a.s.) , peygamberlik binasının ikmal taşıdır. Onun için Kur’an - ı Kerim kendisini “hatemü’n - nebiyyîn”; “Peygamberlerin sonuncusu” olarak nitelemiştir. Peygamber Efendimiz ve Kur’an - ı Kerim’le İslâm tamamlanmış ve en mükemmel hâlini almıştır. Allah’ın hoşnut ve razı olduğu din İslâm’dır . Sevgili Peygamberimiz, en yüksek ahlâkı tamamlamak üzere nübüvvet mirasının son kemal halkası olarak gönderilmiştir . Bundan sonra insanlık, onun gösterdiği yoldan yürüyerek kurtuluşa erecektir. Millî şairimiz merhum Mehmet Âkif , duygularımıza ne de güzel tercüman oluyo r:

    Dünya neye sahipse onun vergisidir hep;

    Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi.

    Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

    Müjdeler olsun Allah’ın kutlu elçilerine saygıda kusur etmeyenlere! Müjdeler olsun Allah’ın kutlu elçisini örnek alanlara! Müjdeler olsun Allah’ın kutlu elçisinin yolundan gidenlere!

    1 Bakara, 2/285.

    2

    3 Nisâ, 3/163.

    Hazırlayan: Diyanet İşleri Başkanlığı

    Müslim, Fedâil, 144

    Konu Baslığı:Cuma Hutbesi-

  6. #5
    İdRiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : Online
    Üyelik tarihi : 24 Eylül 2012
    Üye No::3

    Yer:Türkiye
    Yaş: 34
    Mesajlar : 565
    Beğendikleri : 159
    Beğenileri : 363
    Tecrübe Puanı : 25
    İLİ : GENEL
    TARİH : 23/01/2015



    ERDEMLİ BİR DURUŞ: SADÂKAT
    Kardeşlerim!
    Kutlu Nebi (s.a.s); insanlara, Mescid-i Haram’dan
    Mescid-i Aksa’ya bir gecede gerçekleşen yolculuğundan
    söz etmişti. Bu nice hikmet ve esrar ile dolu mucizevi bir
    yolculuktu. Ellerine bir fırsat geçtiğini düşünen müşrikler
    hemen onun en yakın arkadaşı Ebû Bekir’in yanına
    koştular. Alaylı tavırlarla ona, Allah Resulü’nün bu
    yolculuğundan bahsettiler. Akıllarınca o, pişman olup
    eski dinine geri dönecekti. Fakat bekledikleri
    gerçekleşmediği gibi Resulullah (s.a.s)’a sadâkatin
    simgesi olacak şu sözcükler döküldü Ebu Bekir
    Efendimizin dilinden: “Bunları eğer o söylemişse
    mutlaka doğrudur.”1
    Kardeşlerim!
    Ahlaklı ve erdemli bir hayat için vazgeçilmez
    ilkelerden birisi de hiç kuşkusuz doğruluk ve sadâkattir.
    Mümin, özü ve sözü doğru olandır. O, dilini yalan,
    gıybet, boş ve kötü sözle kirletmeyendir. Peygamber
    Efendimiz (s.a.s), “Her kim Allah ve Resul’ünün
    kendisini sevmesini istiyorsa sözünde doğru olsun.” 2
    ifadesiyle müminde bulunması gereken sözün sadakatine
    vurgu yapmıştır.
    Doğruluk, sadece dilden dökülen sözcüklere bağlı
    değildir. Gerçek anlamda sıdk ve doğruluk; hak ve
    hakikati tasdik etmektir. Söylediğimiz doğru söze uygun
    davranışta bulunmaktır. Sözümüzde durmaktır. Yüce
    Allah’ın “Onlar emanetlerine ve verdikleri sözlere
    riayet ederler.”3
    âyeti ile müminleri vasıflandırdığı
    erdemli bir duruştur sadâkat.
    Kardeşlerim!
    Beşeri münasebetlerde çıkarların daha çok
    önemsendiği, bireyselleşerek “biz”in kuşatıcılığından
    “ben”in yalnızlığına savrulduğumuz zamanlarda
    doğruluktan ayrılmayan, her hâliyle dürüstlüğü ve
    sadâkati yaşatan, Allah katında “sıddîk” olarak kayda
    geçer. Yalan ve hile ile hareket etmekten çekinmeyen ise
    Allah katında bu kötü hâli ile anılır. Neticede
    Efendimizin dile getirdiği gibi sadâkat mü’mini cennete
    ulaştırırken yalanın götüreceği son durak ise
    cehennemdir.4

    Kıymetli Kardeşlerim!
    Müminin sadâkati öncelikle kendisini yaratan
    Rabbinedir. Sadâkat ehli mümin, daima Allah’ın
    gözetiminde olduğu bilinciyle hareket eder. Her durumda
    O’nun buyrukları doğrultusunda yaşar. Rabbinin hoşnut
    olmayacağı durumlara düşmekten ateşe atılırcasına
    korkar. Hayatın anlamını O’na kullukta bulur.
    Hidayet yolunun kutlu rehberine sadâkat gösterir
    mümin. Baş tacı eder, onun hakikat adına tebliğ
    ettiklerini. En güzel örnek bilir O’nu ve erdemli
    duruşunu. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve daha nice
    sâdık müminler gibi.
    Anne ve babasına sâdıktır mümin. Her türlü zorluk
    ve meşakkate katlanarak kendisini yetiştiren ebeveynine
    hürmet eder. Hastalıkta ve sağlıkta her daim yanlarında
    olur. Yardımlarına koşar. Hizmetlerinde bulunur. Bunları
    ibadet aşkı ile yapar. Onlara karşı “öf” sesi bile dökülmez
    dudaklarından.
    Allah’ın birer emaneti olan eşine ve çocuklarına
    karşı sadâkat sahibidir mümin. Sadâkatinin bir gereği
    olarak sorumluluklarını yerine getirir. Onların hak ve
    hukukuna riayet eder. Onları ihmal etmez.

    Mümin, çevresiyle olan ilişkilerinde de emin olarak
    bilinir. Herkesin hak ve hukukunu korur.

    Kardeşlerim!
    Şimdi soralım şu soruları kendimize:
    Rabbime vermiş olduğum kulluk sözüme ne derece
    sâdık kalabildim? Peygamber-i zişânın güzel ahlakıyla
    yeterince hemhal olabildim mi? Anne ve babama, eşime
    ve çocuklarıma karşı sorumluluklarımı hakkıyla yerine
    getirebildim mi? İşime, işverenime, işçime ve iş
    arkadaşıma sadâkat gösterebildim mi?
    Kardeşlerim!
    Dünyevi ve uhrevi tüm ilişkilerini sadâkat
    ölçüsünde sürdüren kişi “emin” olur. Hem güven duyar
    etrafından, hem de çevresindeki herkese ve her şeye
    güven verir. Bu güven sayesinde birlik, beraberlik ve
    vefa duygusu kuvvetlenir.

    Öyleyse gelin özümüz ve sözümüzle doğruluktan,
    sadâkatten ayrılmayalım. Hiçbir şeyin karşılıksız
    kalmayacağı hesap günü için sadâkati kendimize azık
    edinelim. Rabbimizin o büyük günde sâdıklara vereceği
    şu müjdeye kulak verelim:
    "Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği
    gündür. Onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden
    ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı
    olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte
    büyük kurtuluş ve kazanç budur.” 5



    1
    İbn Hişâm, Sîret, II, 244-245.
    2
    Abdürrezzâk, el-Musanef, No: 19748.

    3
    Mü’minûn, 23/8
    4
    Müslim, Birr ve sıla, 105
    5
    Mâide, 5/119.

    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    Konu Baslığı:Cuma Hutbesi-

    Konu İdRiS tarafından (23 Ocak 2015 Saat 08:13 ) değiştirilmiştir.
  7. #6
    İdRiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : Online
    Üyelik tarihi : 24 Eylül 2012
    Üye No::3

    Yer:Türkiye
    Yaş: 34
    Mesajlar : 565
    Beğendikleri : 159
    Beğenileri : 363
    Tecrübe Puanı : 25
    İLİ : GENEL
    TARİH : 30/01/2015

    ALLAH’IN SON DİNİ İSLAM
    Kardeşlerim!
    Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle
    buyurmaktadır: “Bugün sizin için dininizi kemale
    erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din
    olarak İslâm'ı seçtim.” 1

    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz
    (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Kim kalbiyle tasdik
    ederek Allah’tan başka ilâh olmadığına ve
    Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet
    ederse Allah ona cehennemi haram kılar.” 2
    Aziz Kardeşlerim!
    Yüce Rabbimiz, âlemlere rahmet olarak gönderdiği
    son peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.s) aracılığıyla
    İslam mesajını bütün insanlığa tebliğ etti. Allah’ın
    varlığına ve birliğine iman etmek, O’na hiçbir şeyi ortak
    koşmamak ve yalnızca O’na ibadet etmek bu mesajın
    özünü teşkil ediyordu. Bu mesaj, aynı zamanda insanlığı
    Hakk’a ve hakikate, rahmet yüklü adalete, bilgiye ve
    hikmete dayanan güzel ahlaka davet ediyordu. Zulmü,
    cehaleti ve fitneyi terk etmeye; fakiri, yoksulu, muhtacı,
    yetimi koruyup kollamaya; komşusu aç iken tok
    yatmamaya çağırıyordu.
    Bu evrensel çağrı, kısa sürede bütün dünyada,
    insanların yüreklerinde yankı buldu. Daha elli yıl
    geçmeden Asya’dan Kuzey Afrika’ya, Atlas
    Okyanusu’ndan Çin Seddi’ne kadar yayıldı.
    Kardeşlerim!
    İslam’ın bu hızlı yayılışına ve insanların akın akın
    onu kabul etmesine tahammül edemeyen nice güçler, bu
    ilerleyişin önüne geçmek ve İslam’ın rahmet yüklü
    mesajlarının insanların kalplerine yerleşmesini
    engellemek için her türlü yola başvurdular.
    Bugün de bazı çevrelerce Din-i Mübin-i İslâm ve
    Müslümanlar terör ve şiddetle özdeşleştirilmek
    istenmektedir. İnsanların kalplerine İslâm korkusu
    yerleştirmek amacıyla yüce dinimiz İslâm’a ve onun
    peygamberine karşı organize bir şekilde çok çirkin bir
    karalama kampanyası yürütülmektedir. Amaç açıktır;
    İslâm’ın yayılışına ve gelişmesine engel olmak.


    Kardeşlerim!
    Geçmişte olduğu gibi günümüzde de sürdürülen
    bütün bu çabaların başarısızlıkla neticeleneceğine
    inancımız tamdır. Hiç şüphesiz biz biliyor ve iman
    ediyoruz ki Allah katında geçerli olan yegâne din
    İslâm’dır. Yine biliyor ve iman ediyoruz ki kim,
    İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden
    böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette
    hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
    Aziz Kardeşlerim!
    İslâm, rahmet, merhamet ve şefkat dinidir. İslâm’ın
    amacı, insanı hem dünyada hem de ahirette mutlu
    etmektir. Bütün insanların barış, huzur ve esenlik
    içerisinde yaşadığı bir dünyayı var etmektir. Ancak
    bugün, İslâm’ı ve onun peygamberini tanıtma ve doğru
    temsil etme konusunda biz Müslümanların eksikleri
    olduğunu da unutmamalıyız. Üzülerek belirtmek gerekir
    ki; bizler, İslâm’ın hak ve adalet anlayışını,
    Peygamberimiz (s.a.s)’in çağlar üstü örnekliğini ve
    üstün ahlâkî vasıflarını insanlık ailesinin tüm fertlerine
    güzel bir dille, hikmetli bir üslupla yeterince sunamadık.
    Genç nesillerin duygu ve düşünce dünyalarına yeterince
    hitap edemedik.
    Kardeşlerim!
    O halde öncelikli vazifemiz, müntesibi olduğumuz
    yüce dinimizin güzelliğini tüm insanlara anlatmak,
    çağların dini İslâm'ı çağımıza öğretmektir. Bu ulvi gaye
    için var gücümüzle çalışmaktır. Hiçbir zaman tefrikaya
    düşmemektir. Asla fitne bataklığına saplanmamaktır.
    Fakirlik ve geri kalmışlıktan bir an önce kurtulmaktır.
    Cehaleti ilim, hikmet ve marifetin aydınlığıyla yok
    etmektir. Yeni bir medeniyet yolculuğunda İslâm’ın
    ilerleyişine engel olmak isteyenlere asla fırsat
    vermemektir.
    Hutbemi Peygamberimiz (s.a.s)’in bir duasıyla
    bitirmek istiyorum:
    “...Rabbim! Beni hidayete erdir ve hidayeti
    bana kolaylaştır! Bana kötülük edene karşı
    yardımını benden esirgeme! Zulmedenlere karşı
    bana yardım eyle!
    Rabbim! Beni sana şükreden, seni zikreden,
    senin azabından korkan, sana itaat eden, sadece sana
    boyun eğen, sana yönelip yakaran bir kişi kıl!
    Rabbim! Tevbemi kabul eyle, günah ve
    hatalarımı temizle, duâmı kabul et!” 3



    1 Mâide, 5/3.
    2 Buhârî, İlim, 49.
    3 Tirmizî, De’avât, 102.


    Hazırlayan: Diyanet İşleri Başkanlığı

    Konu Baslığı:Cuma Hutbesi-

  8. #7
    İdRiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : Online
    Üyelik tarihi : 24 Eylül 2012
    Üye No::3

    Yer:Türkiye
    Yaş: 34
    Mesajlar : 565
    Beğendikleri : 159
    Beğenileri : 363
    Tecrübe Puanı : 25
    İLİ : GENEL
    TARİH : 06/02/2015

    ŞÜKÜR NİMETLERİ ARTIRIR
    Kardeşlerim!
    Rabbimiz, okumuş olduğum ayet-i kerimede şöyle
    buyuruyor: “Beni anın ki Ben de sizi anayım. Bana
    şükredin, nankörlük etmeyin.” 1
    Peygamberimiz (s.a.s)’in dilinden ise şükür
    konusunda şu dua dökülüyor: “Allahım! Seni anıp
    zikretmek, nimetine şükretmek, sana en güzel şekilde
    kulluk etmek için bana yardım eyle!” 2
    Kardeşlerim!
    Elbette ki şükür konusunda sadece bu niyaz ile
    yetinmemiştir Allah Resulü (s.a.s). O, her daim Rabbinin
    ikramlarına hamd ve şükürle yaşamıştır. O’nun verdiği
    nimetlere duyduğu minnettarlıkla, her daim Rabbine
    yönelmiştir. Allah’ın mağfiretine, ebedi nimetlerine mazhar
    olmasına rağmen sabahlara kadar ibadetle meşgul olmasının
    sebebini soran Aişe validemize Kutlu Elçi’nin verdiği şu
    cevap ne kadar da anlamlıdır: “Allah’a şükreden bir kul
    olmayayım mı ey Âişe?” 3
    Kıymetli Kardeşlerim!
    Âlemlerin Rabbi, bizi mükerrem bir varlık olarak
    yarattı. Varlık âleminin sayısız nimetlerini önümüze serdi.
    Bizi, bütün bu nimetlerden yararlanabileceğimiz duyu ve
    yeteneklerle donattı. Sonra da, hangimiz daha hayırlı ve
    güzel işler yapacak diye bizi sınamak için dünyaya
    gönderdi. Bizler, bu dünyada birer misafiriz. Misafiri
    olduğumuz bu âlemin her yerinde Allah'ın nimetlerini
    görüyoruz. Her lokmada O'nun ikramlarını tadıyor, her
    nefeste O'nun bize bağışladığı hayatı yaşıyoruz.
    Kardeşlerim!
    Bir an için duralım ve son birkaç saatimizi düşünelim.
    Bu birkaç saat içinde sahip olduğumuz nimetleri şöyle bir
    hatırlayalım. O nimetlerin her biri ile nasıl buluştuğumuzun
    muhasebesini yapalım. O nimet, toprağın derinliklerinden
    çıkan bir ağacın meyvesi ise, Allah onu çeşitli aşamalardan
    geçirerek bizim için yaratmıştır. Eğer o, bir damla su ise,
    Allah onu okyanuslardan bulutlara, bulutlardan yeryüzüne
    indirmiş, nihayet bardağımıza kadar bizim için getirmiştir.
    Eğer o bir ışık ise, Allah onu göklerin derinliklerindeki
    güneşten bize göndermiştir. Yüce Rabbimizin ikramını
    gördükten sonra, bir bakalım, bütün benliğimizi kaplayan o
    şükran duygusu bizi nerelere götürecek! İşte o zaman
    Rabbimizin bize bağışladığı bunca nimet arasında
    şükretmenin ayrı bir yeri olduğunu göreceğiz.
    Aziz Mü'minler!
    Şüphesiz her nimetin, bir şükrü ve beraberinde
    getirdiği sorumluluklar vardır. İyi bilelim ki, şükretmek
    sadece “Elhamdülillah, Ya Rabbi çok şükür” demekten
    ibaret değildir. Şükür, her nimeti, Allah'ın razı olacağı
    şekilde değerlendirmektir. Bedenimizin, aldığımız her
    nefesin, aklımızın, gençliğimizin, zenginliğimizin,
    ilmimizin ve nihayet bütün bir ömrümüzün kendine has bir
    şükrü vardır.
    Bedenimizin şükrü, onu yaratılış hikmet ve amacına
    uygun olarak kullanmaktır; zararlı alışkanlıklar ve boş
    uğraşlarla onu israf etmemektir. Aklımızın ve ilmimizin
    şükrü, bildiğimiz hakikatleri öncelikle kendi hayatımızda
    tatbik etmek ve başkalarına da öğretmektir. Gençliğimizin
    şükrü, sahip olduğumuz enerjiyi hak, hakikat, adalet ve
    insanlığa hizmet uğrunda tüketmektir. Zenginliğimizin
    şükrü, paylaşmaktır; infakta bulunmaktır; muhtaç, mağdur,
    mazlum kardeşlerimize el uzatmaktır. Ömrümüzün şükrü,
    onu bize lütfeden Rabbimizin rızasını kazanacak bir hayat
    sürmektir.
    Değerli Kardeşlerim!
    Allah, herkese şükretmesine vesile olabilecek
    imkanlar lütfetmiştir. Bu imkanlar farklılık gösterebilir.
    Yeter ki bu farklılıklar karşısında tamahkâr değil,
    kanaatkâr, engin bir ruha sahip olabilelim. Kaldı ki Resul-i
    Ekrem (s.a.s) Efendimiz de sahip olmamız gereken bu ulvi
    meziyete şu hadisiyle işaret etmektedir: “Maddi anlamda
    durumu sizden daha kötü olanlara bakın; daha iyi
    olanlara bakmayın. Bu, Allah’ın size verdiği nimetleri
    küçümsememeniz bakımından daha uygun olur.” 4
    Öyleyse şükür bir gönül, bir yürek, bir kanaat işidir.
    Şükür, kulluk bilincinin en güzel tezahürlerinden biridir.
    Nice varlığa rağmen dili ve gönlü şükür yoksunu kimselerin
    varlığı bir hakikattir. Buna karşılık maddi anlamda çok
    fazla kazanımı olmayan ama şükürle müzeyyen bir dil ve
    gönül ehli kimselerin varlığı insanlık adına hepimizi mutlu
    etmektedir.
    Kardeşlerim!
    Unutmamak gerekir ki; şükür, nimetleri artırır. İsyan
    ve nankörlük ise mahrumiyete sürükler. Yüce Mevlamız, bu
    hususu bize şöyle haber verir: “Andolsun şükrederseniz
    elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük
    ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” 5
    Hutbemi, Kur’an-ı Kerim’de İbrahim (a.s)’in dilinden
    bizlere öğretilen iman, sadakat, teslimiyet ve şükür ifadeleri
    ile bitirmek istiyorum: “Allah, beni yaratan ve bana
    doğru yolu gösterendir. O, beni yediren ve içirendir.
    Hastalandığımda da bana şifayı Allah verir. O, benim
    canımı alacak ve sonra diriltecek olandır. O, hesap
    gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.
    Rabbim! Bana hikmet ver ve beni sâlihlerin arasına
    kat!” 6

    1 Bakara 2/152.
    2 Ebû Dâvûd, Vitir 26.
    3 Buhârî, Teheccüd, 6; Müslim, Sıfâtü'l-Münâfıkîn, 81.
    4 Müslim, Zühd ve Rekâik, 9.
    5 İbrahim, 14/7.
    6 Şuarâ, 26/78-83.

    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    Konu Baslığı:Cuma Hutbesi-

    Konu İdRiS tarafından (06 Şubat 2015 Saat 11:17 ) değiştirilmiştir.
  9. #8
    İdRiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : Online
    Üyelik tarihi : 24 Eylül 2012
    Üye No::3

    Yer:Türkiye
    Yaş: 34
    Mesajlar : 565
    Beğendikleri : 159
    Beğenileri : 363
    Tecrübe Puanı : 25
    İLİ : GENEL
    TARİH : 13/02/2015

    İMAN
    Kardeşlerim!
    Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle
    buyuruyor: “Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah'tır’ deyip de,
    sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın
    akın melekler iner ve derler ki: ‘Korkmayın,
    üzülmeyin, size (dünyada iken) vaat edilmekte olan
    cennetle sevinin!’” 1
    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz
    (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Şu üç özellik kimde
    bulunursa o kimse imanın tadını alır: Allah ve
    Resûlünü her şeyden çok sevmek. Bir kimseyi
    yalnızca Allah rızası için sevmek. Allah kendisini
    iman ile şereflendirdikten sonra, ateşe atılmaktan
    kaçınırcasına, küfre dönmekten kaçınmak.” 2
    Aziz Kardeşlerim!
    İman, Allah’ın varlık ve birliğini, O’nun sevgili
    elçisi Muhammed Mustafa (s.a.s)’in peygamberliğini ve
    o Rahmet Peygamberinin Allah’tan getirdiği hakikatleri
    kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmektir. İman, insanın iç
    dünyasında doğuştan sahip olduğu temizlik ve
    berraklığın, tüm hayatını kuşatması ve gönlünü
    Yaratıcısına tarifi imkânsız bir sevgiyle bağlamasıdır.
    Allah’a olan bu sevgi ve bağlılık, kişiyi fikir
    buhranlarından, niyet bozukluklarından, bunalımlardan,
    açmazlardan, dengesizliklerden kurtarır. Bu ulvi duygu
    sayesinde insan, basit dünya hesaplarının dışına çıkar;
    hem bu dünya hem de ebedi âlem için büyük gayelerin,
    engin düşüncelerin insanı haline gelir.
    Kardeşlerim!
    İmanın temelinde büyük bir muhabbet ve sevda
    yatar. Rabbimizin rızasına giden yolda birçok çile ve
    sıkıntılarla karşılaşabiliriz. Ancak müminler olarak,
    durum her ne olursa olsun bunların Yüce Mevlamız
    tarafından sadakat ve sabrımızın sınandığı birer imtihan
    olduğunu gönülden kabul ederiz. Hiçbir zaman endişeye
    düşmez, asla ümitsizliğe kapılmayız. “Lütfun da hoş
    kahrın da hoş” ifadesinde anlamını bulan bir teslimiyet
    gösteririz. “Secde et ve Rabbine yaklaş!” 3 ayetinin
    emri gereği, Rabbimize daha bir gönülden secde ve dua
    ederiz. Rabbimizin Kerim Kitabımızdaki emir ve
    yasaklarına itaati en büyük sorumluluk biliriz. İşte bu
    bilinç, bizlerde her daim var olduğu sürece bizi
    kulluğun, teslimiyetin ve sadakatin zirvesine
    çıkaracaktır.
    Kardeşlerim!
    İman, kötülüklere, şerlere karşı bir kilit; hayra,
    güzelliklere açılan bir penceredir. O pencereden
    bakıldığında ahlak, adalet, şefkat, merhamet,
    hakkaniyet, saygı ve sevgi görülür.
    Sadık bir iman ile konuşma hikmete, sükût
    tefekküre, çalışma ibadete, bakış ferasete dönüşür.
    Hayat, nezaket, nezafet ve zarafetle yaşanır. Dostluklar
    vefalı, arkadaşlıklar beklentisiz ve samimiyet yüklü olur.
    Yüzlerden tatlı tebessümler yayılır. Dertler paylaşılır;
    muhtaçların, çaresizlerin derdine çare olunur. Sevinçler
    ortaklaşa yaşanır. Küçükler sevgi, büyükler saygı görür.
    Sadık bir iman ile nefisler terbiye ve tezkiye edilir,
    tertemiz olur. Aileler huzur ve mutluluk yuvasına
    dönüşür. Çocuklar, şefkatle büyürler. Gençler, güvenle
    geleceğe bakar, neşeyi imanda bulurlar. Herkes
    birbirinin hak ve hukukuna riayeti imanî ve insanî bir
    sorumluluk olarak kabul eder.
    Kâmil bir iman ile sevgiler de yergiler de övgüler
    de hep Allah için olur. İnsanlar birbirlerini Allah için
    severler. Allah için affederler. Allah için yardımlaşırlar.
    Allah için paylaşırlar. Allah için fedakârlıkta bulunurlar.
    Kardeşlerim!
    Biz müminlere düşen işte böylesi bir iman, anlayış
    ve teslimiyeti gönlümüzün derinliklerine yerleştirmektir.
    Allah’a tam bir sevgi ve bağlılık gösterebilmektir. Her
    daim düşüncelerimizi daha halis, ibadet ve taatlerimizi
    daha istikrarlı, tutum ve davranışlarımızı örnek hale
    getirebilmektir. Kulluk ve ahlâkımızı daha da
    güzelleştirebilmektir.
    Unutmayalım ki bu gayret bize Allah’ın sevgisini
    ve dostluğunu kazandıracaktır. Özümüzde, ailemizde,
    mahallemizde, işimizde topyekûn bütün bir toplumda
    huzur iklimini yaşatacaktır. Allah’a iman, teslimiyet ve
    kulluk yolundaki çabamız bizi canlı, dipdiri bir millet
    haline getirecek, sağlam hisarlar gibi dimdik ayakta
    tutacaktır.
    Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in bu
    meyanda yaptığı bir dua ile sonlandırmak istiyorum:
    “Allah’ım! Bize imanı sevdir, kalplerimizi
    imanla süsle! Bize küfrü, itaatsizliği ve isyanı
    sevdirme, kerih göster! Bizi doğru yolda olanlardan
    eyle!” 4

    1 Fussilet 41/30.
    2 Müslim, Îmân, 67.
    3 Alak, 96/19.
    4 İbn Hanbel, III, 424.

    Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

    Konu Baslığı:Cuma Hutbesi-

Sayfa 1/24 12311 ... SonSon

Bu Konudaki Etiketler